E-Ticaret Paketleri
Telefon
WhatsApp
“Yeni Anayasa” Söyleminin Kuram ve Amacını Kavramak

“Yeni Anayasa” Söyleminin Kuram ve Amacını Kavramak 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve T.B.M.M Başkanı Numan Kurtulmuş’un 31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrasında “Yeni Anayasa” söylemleri ve “Yeni Anayasa” için ileri sürdükleri gerekçeleri daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır. Bununla birlikte; T.B.M.M’de temsil edilen “Millet İttifakı”nı oluşturmuş olan CHP başta olmak üzere diğer partilerin ve HDP/DEM Parti’nin “Anayasa” konusuna yaklaşımlarının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

T.B.M.M Başkanı Numan Kurtulmuş’un “yeni Anayasa” gerekçelerine bakılmasında fayda vardır.    

Kurtulmuş’un, T.B.M.M başkanı sıfatıyla “yeni Anayasa” konusunda bir görev üstlenmiş ve siyasal ortamı hazırlama çabası içerisine girmiştir. İzleyeceği yöntemin ise önce T.B.M.M’de temsil edilen partilerle ayrı ayrı görüşme yapmak suretiyle, yeni Anayasa sürecinin başlatılması, arkasından sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, kurum ve kuruluşların sürece dahil edilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.  

Konuşmalarında sıkça yeni Anayasa’dan bahseden Numan Kurtulmuş’un muhtelif tarihlerdeki konuşmalarından “yeni Anayasa” hazırlanması için ileri sürdüğü gerekçeleri çıkarılabilmektedir.   

Yeni Anayasa için Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanmış “Cumhuriyet’in ilk Anayasası olan 1924 Anayasası’nı es geçip, 1921 Anayasası temel alınabileceğini ifade eden Kurtulmuş, 2 Nisan 2024’te katıldığı iftar programında “Aynen 1921 Anayasası’nda olduğu gibi Türkiye’nin katılımcı, güçlü bir anayasa yapma imkanı bu Meclis’te vardır.” demiş, "…12 Eylül'ün getirmiş olduğu bu antidemokratik yapıdan, o ruhtan Türkiye'nin kurtulması...’nın Türkiye için elzem olduğunu ifade etmiştir. 

Kurtulmuş’un, Türkiye'nin 150 yıllık tarihi içinde (ki 150 yıl öncesi kabaca 1876’da hazırlanan Osmanlı Devleti’nin ilk Anayasası’na tekabül eder) hep darbe anayasalarıyla yönetildiğini ileri sürmüştür.  1921 Anayasası’nda henüz Cumhuriyet yoktur, laiklik yoktur, Türk Ulusu/Milleti yoktur ve hilafet ile saltanat makamı varlığını korumaktadır. “Cumhuriyet” rejimi ise 1924 Anayasası ile vücut bulmuştur.  

Kurtulmuş, bazı çevrelerden, 'Anayasa yapabilmek için kurucu meclisin olması lazım' tepkisi geldiğini; 1960 darbesinin anayasasını onaylayan Meclis’in, kurucu meclis olduğunu; 1982 Anayasası'nı kabul eden Meclis’in, kurucu meclis olduğunu, bu milletin seçtiği Meclis’in anayasa yapabileceğini ve artık Türkiye'nin darbe anayasasından kurtulması lazım geldiğini de ileri sürmüştür.   

Yine Kurtulmuş’un Türkiye'de millet eksenli değil, devlet eksenli bir anayasa yapılmış olduğunu ifade ederek, devlet eksenli değil, millet eksenli bir anayasaya ihtiyaç olduğunu da vurguladığı görülmektedir. Bu ifadelerinden Kurtulmuş’un Türkiye’nin Cumhuriyet dönemi anayasalarının “milli” olmadığını düşündüğü anlamı çıkmaktadır. 

Kurtulmuş, 22 Haziran 2023’te TRT Haber canlı yayınında Türkiye'nin 1921 ve 1924 anayasalarının yapılmış; 1961 ve 1982 anayasalarının ise yazılmış anayasalar olduğunu ifade etmiş, darbelerin ürünü olan bir anayasanın artık bütünüyle yeniden konuşulması gerektiğini belirtmiştir. Gündemimize “yapılmış” ve “yazılmış” Anayasa ayrımı da böylelikle girmiştir.  

Kurtulmuş, 12 Eylül darbesinin en kalıcı arızalarından, en kalıcı sonuçlarından birisinin darbecilerin kendilerinin kontrolünde olacak bir gelecek inşa etmek için yaptırdıkları 12 Eylül Anayasası olduğunu vurgulamış, “bürokratik oligarşi” dediği, seçilmişler yerine atanmışların, milli irade yerine belli seçkin zümrelerin iradesini esas alan bir anayasa dizayn edildiğini, şimdi artık bu anayasadan bir şekilde kurtulmak zorunda olunduğunu ifade etmiştir. Hatta, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan, 15 Temmuz’un, aslında darbeci geleneğin önünü açan, anayasal sistemin ürünü olan halkalar olduğunu ileri sürmüştür. Kurtulmuş’a göre, darbeci geleneğin önünü açan 1982 Anayasası’ndan kurtulma vakti gelmiştir.  

Kurtulmuş’a göre, yeni Anayasa, kısaca;  

- Ruhuyla, diliyle ve içeriğiyle yeni bir anayasa olmalıdır.  

- Milli iradeyi ve milli egemenlik fikrini merkezine oturtturan sivil bir anayasaya olmalıdır. 

- Bireysel hak ve özgürlükleri genişleten, teminat altına alan bir anayasa olmalıdır.  

- Toplumun bütün farklı kesimlerinin kendisini temsil edilmiş bulduğu bir anayasa olmadır.  

- Medeniyet değerlerimizi esas alan bir anayasa olmalıdır.  

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yeni Anayasa” gerekçelerinde de dikkat çeken hususlar bulunmaktadır.     

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 22 Nisan 2024’te gerçekleştirdiği Irak ziyareti dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken CHP Genel Başkanı Özgür Özel'le görüşme sağlandığında yeni anayasa konusunu gündeme getireceklerini vurgulamış ve “Biz Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun en önemli köşe taşlarından biri olan yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili çalışmaktan, gayret etmekten geri durmayacağız” demiştir. Erdoğan’ın Türkiye Yüzyılı vizyonu nedir, diye bakılması gerekir.  Erdoğan’ın 28 Ekim 2022’de açıkladığı AKP’nin “Türkiye Yüzyılı” tanıtım toplantısında “Cumhuriyet’in bir asırlık geçmişinin önemli bir kısmında, kendi içinde barışık yaşayamadığı, ülkemizin milli iradenin üstünlüğüne dayanmak yerine vesayet güçlerinin güdümünde kalan yönetimlerin elinde altın kıymetinde yıllarını heba ettiğini, vesayetçilerin partilerini kapatmaya kalktıklarını, hep mücadele ettiklerini, çözümü sadece milli iradenin gücünde aradıklarını, inancından dolayı dışlanan Müslümanın, dilinden dolayı ayrımcılığa uğrayan Kürt’ün, neşrebinden ötürü baskı gören Alevi’nin, haksızlığa maruz kalan bu toprakların evladı Hristiyan ve Yahudi’nin, kısaca bu ülkede vesayetin gadrine uğrayan kim varsa herkesin yanında olduklarını, mücadelesine destek verdiklerini, kayıplarını telafi ettiklerini ifade etmiştir. Konuşmasında, “Sadece nesillerin hayali olan Ayasofya’yı Fatih’in emanetine uygun şekilde yeniden cami olarak hizmete açmış olmamız bile küresel vesayete karşı gerçekleştirilmiş bir büyük meydan okumadır.”  demiş, “Aşk ile çalışarak, milli iradeyi güçlendirerek, vesayeti adım adım gerilettik. Demokrasiyi kökleştirerek, darbelere zemin hazırlayan şartları birer birer ortadan kaldırdık. Güvenliği sağlayarak, insanımızın bugününü huzurla yaşamasını, geleceğine umutla bakmasını temin ettik.” ifadesini  kullanmıştır.  

Erdoğan, gayret gösterdikleri halde hayata geçiremedikleri işlerin de olduğunu söylemiş ve “Bunların başında, ülkemizi darbe anayasası ayıbından kurtararak tamamen yeni, sivil, demokrat, özgürlükçü bir anayasaya kavuşturma girişimlerimiz geliyor” demiştir.  

Erdoğan, “Hücrelerine kadar vesayete hizmet etmek üzere hazırlanmış 12 Eylül  darbesi anayasasının raf ömrü çoktan dolmuştur.” demiştir. 

Milli Mücadele'nin meşru zeminini oluşturan anayasanın 1921 yılında, yani savaşın en şiddetli günlerinde hazırlanıp yürürlüğe girdiğini; tek başına bile milletimizin ve ülkeyi yönetenlerin hukuki meşruiyet konusundaki hassasiyetini bu anayasanın göstermeye yeterli olduğunu ifade eden Erdoğan, ardından gelen 1924, 1960 (1961) ve 1982 anayasalarının her birinin kendi dönemlerine ilişkin ayrı hikayeleri olduğunu vurgulamıştır. Erdoğan, insanı önceleyen, milletin çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtan, toplumun gerisinde kalan değil, topluma dinamizm katan bir anayasa hedeflediklerini ifade etmiştir.  

Erdoğan’ın nasıl bir strateji izlediği ve nihai amacı konusunda yapmış olduğu bazı konuşmalar üzerinden çıkarsamalarda bulunmak imkan dahilindedir. Bir konuşmasında  “Başörtüsü sabır işidir. Kuran bile 23 yılda indi. O zaman alkol bile aşamalı yasaklanmıştı” demiştir. “Fiziki durum” “hukuki durum” ayrımı yapan Erdoğan, toplumun hazırlanması gerektiğinden bahsederek bir doğumun bile 9 ayda olduğuna değinmiştir. Erdoğan, “Erken doğarsa sakat olabilir. Önemli olan sağlıklı doğması. Başörtüsü bir haktır, doğuştan gelen bir haktır.” şeklinde konuşmasına devam etmiştir. Bir başka konuşmasında “sessiz devrim” yaptıklarından söz etmiştir.  Yani;  Erdoğan, gerçek düşüncelerini kendisine saklayarak aşama aşama ve koşulları kendi lehine döndürdüğüne inandıkça gerçek amacına doğru mesafa alma stratejisi izlemektedir. 

Erdoğan’ın konuşmalarında sıkça "Tek Millet", "Tek Vatan", “Tek Bayrak” ve "Tek Devlet" sözlerini kullandığı görülmektedir. Erdoğan’ın, 20 Ocak 2013 tarihinde Gaziantep/Nizip’te yapmış olduğu konuşma “millet” ve “ulus” kavramları arasındaki içerik farklılaşmasının bilincinde olarak “millet” ve “ulus” sözcüklerini kullanmakta olduğuna işaret etmektedir.  

Erdoğan, "…. Bu ülkede ulusalcı geçinenler önümüzü kesmeye çalıştılar, kesemediler, kesemeyecekler. Ulusalcıların uzantısı olmaya aday olanlar, bizden bir şey beklemesin, bulamayacaklar. Bunu da özellikle söylüyorum. Biz milletin temsilcisiyiz. Bizim rotamızı siz çizdiniz. Bu rotada biz yürümeye devam edeceğiz.” şeklinde konuşmuştur. Bu konuşmadan da rahatlıkla çıkarsanabileceği gibi Erdoğan, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu Türk ulus-devlet anlayışına dayanan “ulusalcılığa” karşı çıkarken “milletin temsilcisi olarak kendisini konumlandırmaktadır. Nitekim 19 Ocak 2013 tarihinde Gaziantep Karataş Spor Salonu'nda yaptığı bir başka konuşmasında da “2001'de 'tek millet' dedik, 'tek bayrak' dedik, 'tek vatan' dedik, 'tek devlet' dedik. Etnik milliyetçiliğe 'hayır' dedik. Türkü, Kürdü, Lazı, Abhazası, Çerkesi, Gürcüsü, Romanı hepsi bizim canımız ya. Biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü seveceğiz. Diyebilir miyiz; Türkün günahı var, Kürdün günahı var. Türk olmanın, Kürt olmanın, Laz olmanın, Boşnak olmanın, Gürcü olmanın kararını o vermiyor. Yaradan veriyor Yaradan." şeklinde konuşmuştur.  

Erdoğan’ın 9 Mart 2013’te Siirt’te yaptığı konuşmada “…biz ‘inkar, ret, asimilasyon politikalarını tanımıyoruz’ dedik…” şeklindeki sözleri de esasında Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu devletin “ulus-devlet” olarak inşasına yöneltilen yaygın bir eleştirinin dışa vurumudur. Yine, “Millet” kavramı ile “Ulus” kavramı arasındaki kavrayış farklılığının önemli bir işareti de “dil” hususudur.  

Erdoğan, "Tek Millet", “Tek Devlet”, “Tek Bayrak”, “Tek Vatan” ifadelerini sıkça kullanırken “Tek Dil” kavramını asla kullanmamaktadır. Oysaki; “Tek Dil”, “Ulus” anlamında kullanıldığında “Millet” tasavvurunun ayrılmaz bir bütünleyicisi olarak tanımlanmaktadır. Nitekim “ulus-devlet” olarak tesis edilen Türkiye’de geleneksel söylemlerde “Millet/Ulus” tanımlaması içerisinde “Tek Devlet”, “Tek Bayrak” “Tek Vatan” ve “Tek Dil” kullanımı bulunmaktadır.  

Erdoğan’ın söyleminde yer alan ve “yeni Anayasa’ya gerekçe yapılan hususların tamamı, bir bütünlük içerisinde ele alındığında Mustafa Kemal Atatürk’ün tesis ettiği ve 1924 Anayasası ile vücut bulan Türk ulus-devlet anlayışının yerine İslam medeniyeti anlayışına dayanan ve “Ümmet” anlamına da gelen “Millet” kavrayışı ile vücut bulacak bir yeni devletin tesis edilmek istendiği anlaşılmaktadır. “Millet” kavramının hem “Ümmet”e, hem de anlam genişlemesiyle “Ulus” anlamına gelebilmesi, esasında dikkatlerden söylemsel farklılığın kaçmasına olanak oluşturabilmektedir. 

 

“Millet İttifakı’nın “Anayasa Değişikliği” konusundaki yaklaşımında da dikkat çeken hususlar bulunmaktadır.     

CHP, İyi Parti, DP, Saadet, Deva ve Gelecek Partileri’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın Altılı Masa olarak adlandırılan grubunun hazırlamış olduğu Anayasa değişikliği paketinde de 1921 Anayasası’na atıf yapılmış olması ve “Cumhuriyet” döneminin anayasalarıyla ilgili değerlendirmelerde AKP iktidarı ile olan yaklaşım yakınlığı dikkat çekicidir. Altılı Masa’nın 28 Şubat 2022 günü “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” adlı deklarasyonunda “C. Yeni Bir Sistem Öneriyoruz” başlığı altında “1921 Anayasasının nispeten kapsayıcılığının peşinden kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, sonraki Anayasalarında daha dar kalıplara girmiştir.”cümlesine yer verilmiş, 1924 Anayasası’na ise değinilmemiştir. 1961 Anayasa’sının, birçok yeni ve önemli düzenleme getirmiş olsa da çok partili siyasi hayatımıza sekte vuran bir askeri darbenin ardından hazırlandığı; buna bağlı olarak da silahlı kuvvetler başta olmak üzere, bazı bürokratik kurumlara demokrasi ile bağdaşmayacak yetkiler tanıdığı, dolayısıyla bürokratik vesayet düzenine sebep olduğu ifade edilmiştir. 1982 Anayasası’nın da yine bir darbe dönemi ürünü olduğu, önceki Anayasa’da yer alan bürokratik kurumları ve vesayetçi bakışı korurken, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan hükümler öngördüğü ifade edilmiştir.  

Geçmişin dar kalıplarının reddedildiği; geçmişin tecrübelerinden istifade edilerek geçmiş uygulamaların ortaya çıkardığı demokrasi sorunlarına ve vesayetçi uygulamalara imkan vermeyecek, milli iradenin tecelli ettiği yeni bir inşadan söz edilmiştir. 

 Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve devamı mahiyetindeki DEM Parti’nin “yeni Anayasa” konusundaki yaklaşımında da dikkat çeken hususlar bulunmaktadır.     

“Yeni Anayasa” konusunda dikkat çeken hususlardan bir tanesi de Kürt siyasal hareketlerinin T.B.M.M’de yer alan temsilcilerinin AKP iktidarı ile olan düşünsel yakınlığıdır. Hakkında kapatılma davası ile ilgili süreç devam eden Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, bir açıklamasında "Güçlü parlamenter, güçlü yerel demokrasi öneriyoruz. Tam da bu yerel ilkelerin yer aldığı 1921 Anayasası ilham kaynağı olarak değerlendirilebilir" demiş, ardından AKP'li Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, "Cumhuriyeti 1921 Anayasası ruhuyla taçlandıracağız" ifadesini kullanmıştır. 

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, T.B.M.M’deki 23 Nisan 2024 tarihindeki özel oturumda Türkiye'de 1924 Anayasası ile 'tarihsel inkar' ve farkılıkları yok sayma anlayışının hakim kılındığını ileri sürmüştür. Hatimoğulları da “1920 yılı öncesinde devrede olan tekçi siyasi anlayış, 1924 Anayasası ile yeni ulus devletin katı ve sistematik aklı haline dönüşmüştür. Tarihsel inkar, temel referanslarını ülkenin bütün farklılıklarını yok sayan 24 Anayasası'ndan almaktadır. Tek tip yurttaş yaratmak, merkeziyetçilik ve inkar konularında daha sonra yapılan bütün anayasalar maalesef 1924 Anayasası'nın kötü birer kopyası durumuna düşmüştür. 

Bugün Türkiye toplumunun en temel ihtiyaçlarının başında demokratik bir anayasa gelmektedir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında krizlerden çıkış yolu 1920 ruhuyla, 21'de yapılan toplumsal mutabakatın güncellenmesinden geçmektedir.” demiştir.  

Tüm bu açıklamalardan, “yeni Anayasa” veya “Anayasa Değişikliği” konusunda T.B.M.M’de iktidar ve muhalefeti oluşturan partilerin ağırlıklı bir bölümünün 1921 Anayasası temelinde bir anayasayı arzuladıkları ve “Cumhuriyete vücut veren 1924 Anayasası’nı da dahil ederek, sonraki anayasaları ise dar kapsamlı ve vesayetçi anayasalar olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Bir bakıma “Cumhuriyet”, sosyolog ve sosyalist Kadir Cangızbay’ın bir kitabının başlığı olan “Hiç Kimsenin Cumhuriyeti” konumuna düşmüş gibidir. 

T.B.M.M’nin 23 Nisan 2024 özel oturumu sonrasında, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gazetecilere Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan randevu talep edeceğini, kendisinin Anayasa ile ilgili birtakım talepler ileteceğini söylediğini, tabii ki TBMM’nin müzakere zemini olduğunu ve her zaman liderlerin birbirleriyle konuştuklarını ifade etmiştir. Nitekim; Özel, AKP Genel Merkezi’nde 03 Mayıs 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştür. Akabinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da CHP Genel Merkezi’ne bir ziyaret gerçekleştireceği açıklanmıştır. Yani; “yeni Anayasa” konusundaki süreç, giderek daha ciddi bir şekilde işlemeye başlamış durumdadır.  

“Yeni Anayasa” sürecine dair siyasal durumu nasıl okumak gerektiği konusunda değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştır. 

Türkiye, 16 Nisan 2017 tarihinde adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen başkanlık sistemine geçmiştir. Türkiye’nin içerisine düşürüldüğü sorunların en büyük sebebinin söz konusu anayasa değişikliği olduğu açıktır. Şimdi yepyeni bir anayasayı gündeme getirenlerin, esasında kendi siyasi geleceklerini kurtarmanın derdinde oldukları anlaşılmaktadır.   

Yeterli siyasal güçleri olmadığı için T.B.M.M’de diğer siyasal partileri yeni Anayasa için ikna etmeye çaba gösterildiği ve kendilerince bazı tavizlerde bulunacakları; ancak, sonuç elde edildikten sonra, kendi dönemlerinde değiştirilen anayasa hükümlerine bile uymayanların, kendi siyasal güçlerini takviye edecek olan yeni anayasa hükümlerini de hiçe sayacaklarını öngörebilmek  için müneccim olmaya gerek bulunmamaktadır.  

Hiç kimsenin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve “Cumhuriyet’in niteliklerinden vazgeçilmesini beklememesi gerektiği kanaatindeyim.  

Kurtuluş Savası sırasında, daha Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmadan, dönemin koşulları içerisinde hazırlanan 1921 Anayasası’na göndermede bulunularak kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliği, üniter yapı yerine farklı yönetsel yapıları çağrıştırmanın gereği bulunmamaktadır. 1921 Anayasası’nda devletin dininin İslam, resmi dilinin Türkçe olduğu, kuvvetler birliği esasına dayanıldığı, şer’i hükümlerin geçerli olduğu ve “federal” bir yönetim yaklaşımının olduğu ortadadır. 1921 Anayasası dönemin şartları içinde kabul edilmiş ve “geçicilik” özelliğinin son bulduğu ve görevini tamamladığı aşamada yürürlükten kaldırılıp, yerine 29 Ekim 1923 tarihinde kurulup ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti’ne ve kuruluş felsefesine uygun 1924 Anayasası yürürlüğe konulmuştur. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk anayasası olan 1924 Anayasası’nı bir kenara koymak, 1961 ve 1982 Anayasalarını birlikte darbe anayasaları olarak nitelendirmek, esasında M.K. Atatürk’ün hayat hikayesinde simgeleşen ve ulus-devlet anlayışıyla yeni-devlete vücut veren anlayışla hesaplaşmak anlamına gelmektedir.  

Siyasal iktidar, darbe anayasası vurgusu yapmakta iken, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne nasıl bir ortamda geçildiğini adeta unutturmak istemektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne 16 Nisan 2017 referandumu ile geçilmiştir. Türkiye siyasi tarihinin en önemli anayasa değişikliklerinden biri olmasına rağmen referandum süreci, 15 Temmuz kalkışmasının ardından ilan edilen olağanüstü hal şartlarında gerçekleştirilmiştir. İfade edilen dönemde, milli iradenin sağlıklı bir şekilde sandığa yansıdığından söz edilemeyeceği açıktır; hatta mühürsüz oyların sayılması gibi bir garabet durum yaşanmıştır.   

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yönetimde kişiselliğe ve keyfiliğe yol açmış; Cumhurbaşkanı’na yasama, yürütme ve yargıyı güdümü altına alan çok geniş ve denetimsiz yetkiler tanıyarak otoriter bir yönetim yaratmıştır. Parti genel başkanlığı ile devlet ve hükümet başkanlığı tek kişinin şahsında birleşmiş, partili Cumhurbaşkanı, ülkenin sorunlarını daha da derinleştirmiştir.  

Türkiye’nin bugünkü siyasi rejimi ile 1921 Anayasası’nın kurduğu rejim arasındaki tek benzerlik, her ikisinin de kuvvetler ayrılığı değil, kuvvetler birliği prensibine dayanmalarıdır. Ancak; bugünkü Türk sistemi bütün yetkileri Cumhurbaşkanında toplamış olduğu halde, 1921 Anayasası bütün yetkileri TBMM’de toplamış, dünyada örnekleri pek az olan bir “meclis hükümeti” sistemi yaratmıştır. Akabinde ise 29 Ekim 1923’te “Cumhuriyet’in ilanı ile rejimin adı konulmuş ve 1924 Anayasası ile rejimin ruhu ve anlayışı Türk ulus-devleti olarak oluşturulmuştur. 

Yeni anayasa demek “kurucu anayasa” demektir. “Kurucu anayasa” deyimi, bir devlet düzeninin tümüyle çökmesi, onun yerine tamamen farklı yeni bir devlet düzeninin kurulması anlamında kullanılmaktadır. Türkiye’de çökmüş bir devlet düzeni yoktur. Yüzüncü yılını geride bırakan “Cumhuriyet” rejimi dimdik ayaktadır ve ayakta kalmaya da devam edecektir. 

Mevcut siyasal iktidardan, son 22 yıldaki siyasal söylemi ve pratiği gözetildiğinde bile, demokratik bir Anayasa beklenemeyeceği açıktır. Türk-ulus-devleti ile bir hesaplaşma içerisinde olunduğu ve mevcut rejimin yıkılarak yeni bir ruh ve anlayışla İslam medeniyeti anlayışıyla ve “Ümmete atıf yapan “Millet” sözcüğünün kullanım genişliğinin arkasına saklanılarak “yeni bir devlet” kurulmasının amaçlandığı anlaşılabilmektedir.  

Bu durum karşısında Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde 29 Ekim 1923’te kurulan “Cumhuriyet’e ve bu “Cumhuriyet’e ruh veren 1924 Anayasası ile ortaya çıkarılan Türk ulus-devletine ve anlayışına bağlılık duyan tüm siyasal partilerin ve toplumsal kesimlerin “yeni Anayasa” kandırmacasına alet olmamaları gerektiği kanaatindeyim. Türkiye’nin çağdaş, demokratik ve mutlu insanların ülkesi haline gelebilmesi için öncelikle 22 yıldır ülkeyi yöneten siyasal İslamcı zihniyetten kurtarılması, sonrasında kurucu anlayış temelinde “Anayasa” konusunun ele alınması çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır.  

Doç. Dr. Kemal Çiftçi  

Yenilik Partisi Parti Sözcüsü

 

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!