Gazeteci yazar Aden suna göl Kaleminden
Bir ülkenin hikâyesi, yalnızca rakamlarla değil, insanların yüzlerindeki ifadeyle okunur. Bugün sokakta yürürken karşılaştığımız o yorgun bakışlar, markette etiketlere uzun uzun bakan eller, gençlerin "gidecek yer" arayan sessiz çığlıkları... Hepsi aynı sorunun farklı cümleleri gibi: Bu gidiş nereye?
Ekonomiden başlayalım. Çünkü hayatın en çıplak gerçeği orada. Enflasyon artık bir istatistik değil, bir yaşam biçimi. Maaşlar daha cebe girmeden eriyor, emekli ay sonunu değil ay ortasını bile göremiyor. Esnaf kepenk kapatma ile borç arasında sıkışmış, sanayici maliyetin altında eziliyor. "Geçinmek" artık bir hedef değil, bir mücadele hâline gelmiş durumda. İnsanlar artık hayal kurmuyor; sadece günü
Mesaj
kurtarmaya çalışıyor.
Ama mesele yalnızca ekonomi değil. Asıl mesele, bu tablonun neden değişmediği. Yönetim anlayışı sorgulanmadan, sorunların köküne inilmeden, sürekli "sabır" telkin edilen bir toplum haline geldik. Sistem tartışmaları, rejim tartışmaları, "tek adam mı parlamenter sistem mi" polemikleri bir yana; asıl sorun, hesap verebilirliğin giderek silikleşmesi. Gücün denetlenmediği yerde, adalet zayıflar. Adalet zayıfladığında ise toplumun omurgası kırılır.
Hukuk... Belki de en can yakıcı başlık. Adaletin terazisi herkese eşit tartmadığında, insanlar sadece haklarını değil, umutlarını da kaybeder. Hukuksuzluk algısı bir ülkenin en tehlikeli virüsüdür; çünkü bulaştığı yerde güveni yo' eder. Güvenin olmadığı yerde neMesaj
Gençler... Bu ülkenin en büyük kaybı belki de burada yaşanıyor. Bir zamanlar "yarının teminatı" denilen gençler, bugün kendilerine ait bir yarın göremiyor. İşsizlik, liyakatsizlik, umutsuzluk... Üniversite mezunu gençler ya iş bulamıyor ya da kendi alanlarının çok dışında, geçici çözümlerle hayatta kalmaya çalışıyor. Ve en acısı: Gidenler... Bavulunu toplayıp başka ülkelerde hayat arayan bir nesil. Bu sadece bir göç değil, bir kırılmadır.
Toplumsal yapı ise başka bir çözülmenin eşiğinde. Tarikatlar, cemaatler, siyasetin gölgesinde büyüyen yapılar... Devlet ile toplum arasındaki sınırların bulanıklaşması, kurumsallığın zayıflaması demektir. Bu da liyakatin yerini sadakatin aldığı bir düzen üretir. Akademik camianın suskunluğu, aydınların geri çekilişi, sanatçıların otosansürü... Bunlar birer Terör, siyaset, "açılım" tartışmaları... Her biri yıllardır tekrar eden bir döngü içinde. Sorun çözülmüyor, sadece biçim değiştiriyor. Çünkü meseleye kalıcı ve kapsayıcı bir bakış yerine, günü kurtaran politikalarla yaklaşılmaya devam ediliyor
Ve en acı tablo: Yoksulluk artık görünmez değil. Sokakta, pazarda, evde... Her yerde. İnsanlar temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor. Bu, sadece ekonomik değil, aynı zamanda insani bir krizdir. Bir toplumun en zayıf halkası güçsüzse, o toplum güçlü değildir.
Peki çözüm ne?
Çözüm, önce gerçeği kabul etmekte. Bu ülkenin sorunları yokmuş gibi davranarak değil,
Gazeteci yazar
Aden suna göl









Benzer Haberler
Emniyet Genel Müdürlüğü: Okul Saldırıları Sonrası 411 Kişi Yakalandı
Dr. Deniz Kireç’ten yeni kişisel sergi: “Dreamscapes”
Battalgazi’de 24 Aylık Hizmetler Sahada Tanıtıldı: Başkan Bayram Taşkın “Hedefimiz 30 Eser”
Gazeteci yazar Aden suna göl Kaleminden
Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek, Başkan Er’i ziyaret etti
Arıcılıkta “Süper Gıda”: Malatya’nın Arı Sütü Mercek Altında!
Erkal’dan Şehit Hamit Fendoğlu İçin Anma Mesajı
Okullarda Artan Şiddete Karşı Acil Çağrı: Çocuklarımızın Güvenliği Tehlikede