Epstein Belgeleri: Kapitalizmin Çürümüşlüğü ve Türkiye’nin Karanlık Yüzü
Epstein Belgeleri: Kapitalizmin Çürümüşlüğü ve Türkiye’nin Karanlık Yüzü
Epstein Belgeleri: Kapitalizmin Çürümüşlüğü ve Türkiye’nin Karanlık Yüzü
1. Epstein Skandalı: Kapitalizmin Çürümüşlüğü ve Emperyalist Bağlantılar Jeffrey Epstein skandalı, kapitalizmin çürümüşlüğünü en çıplak haliyle ortaya seren utanç verici bir tablodur. Wall Street’te yükselen bu patron, servetini ve küresel ağını kullanarak sistematik çocuk istismarı ve fuhuş şebekesi kurdu. 2008’de aldığı sözde ceza –gündüz dışarı çıkma izniyle geçen yalnızca 13 ay– burjuva hukukunun patronları nasıl kayırdığının en somut kanıtıdır. 2019’da hücrede “intihar” edilmesi sırların gömülmesiydi; çünkü ağın çökmesi emperyalist düzenin temellerini sarsacaktı. ABD Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı milyonlarca sayfalık belgeler pisliğin boyutunu ifşa ediyor: Bill Clinton, Donald Trump, Elon Musk, Bill Gates gibi isimlerin uçuş kayıtları, e-postaları ve tanık ifadeleri ortada. Bunlar tesadüf değil; istismarın ortakları, tanıkları ya da katılımcıları olduklarını gösteren izler taşıyor. Belgeler emperyalist yağmayı da açığa vuruyor: Libya’da Kaddafi varlıklarını NATO saldırısından önce ele geçirme planları, MI6 ve Mossad bağlantıları… Kapitalizmde para, güç ve suç birbirine kenetlenmiş; insan hayatı en ucuz meta haline gelmiştir.
2. Türkiye Ayağı: Yerli Patronların Küresel Çürümüş Ağdaki Yeri Türkiye bağlantısı skandalın en karanlık ve en utanç verici sayfalarından biridir. Belgelerde adı geçen başlıca patronlar ve olaylar şunlardır: Fettah Tamince (Rixos): Epstein ekibiyle 2017’de “masaj terapisi eğitimi” yazışmaları var; Rixos’un “en iyi spa” olarak övülmesi dikkat çekiyor. 2011’de Antalya Rixos Lares’te staj yaparken şüpheli şekilde ölen 16 yaşındaki Burak Oğraş dosyası 15 yıldır tıkanık. Banu Küçükköylü: Jean-Luc Brunel’le Türkiye seyahatleri, reşit olmayan kız çocuklarının ağına katılması iddiaları; tanık ifadelerinde “B.K.” veya “Banu” olarak geçiyor. Tevfik Arif: Jean-Luc Brunel görüşmeleri ve 2011 Savarona yat skandalı bağlantısı. Ahmet Mücahit Ören (İhlas Holding): Epstein e-posta trafiğinde adı geçen kurumsal bağlantılar. Turabi Fırat: Uçak listeleri ve tanık ifadelerinde adı geçen isim. Landon Thomas Jr. (Robert Kolej): 2014’te Epstein’den bağış talep eden “Muhafazakâr İslamın sızdığı Türkiye” maili; emperyalist odakların Türkiye’deki operasyonel kaygılarını ifşa ediyor. Bu patronlar neoliberal dönemde palazlanan yerli burjuvazinin parçası; uluslararası sermayeyle iç içe geçmiş halde. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma hâlâ yetersiz kalıyor; sistem kendi çocuklarını bile koruyamıyor.
3. Çocuk İstismarı, Deprem Kayıpları ve Sistemin Koruma Kalkanı Epstein skandalı bireysel bir sapkınlık değil; kapitalizmin çocuk bedenlerini meta haline getirmesinin parçasıdır. Epstein kötüdür ama Ensar Vakfı skandalları daha mı farklıydı? Karaman’da Ensar Vakfı ve KAİMDER’e bağlı yurtlarda 2012-2015 yılları arasında 45 çocuğa sistematik cinsel istismar, dayak ve tehditler yaşandı; fail Muharrem B.’ye 508 yıl hapis cezası verildi ama vakıf aklandı, örtbas mekanizmaları işledi. Aynı düzenin ürünü olan 6 Şubat depremi sonrası binlerce çocuğun kaybolması, refakatsiz çocukların Menzil tarikatı gibi yapılara yerleştirildiği iddiaları ortadadır – Adıyaman’da 1100 çocuğun Menzil köyünde tutulduğu, din istismarına maruz bırakıldığı görüntüleri hâlâ tartışılıyor. Epstein belgelerindeki “Türkiye’den reşit olmayan kız çocuklarının taşındığı”, İngilizce bilmedikleri için zorlandıkları ifadeleriyle 1999 Marmara Depremi kayıpları arasında soru işaretleri büyüyor.
İstismar sadece cinsel bir konu değildir; kapitalizmin ve onun yerli uzantılarının çocukları sömürme biçimlerinin tamamıdır – ekonomik, ideolojik, dini kisveler altında. Burjuva medyası konuyu dedikodu diye geçiştiriyor, savcılık takipsizlikleri sistemin kendini koruma içgüdüsünü gösteriyor. Devlet mekanizmaları aynı sınıftan patronları koruyor.
Türkiye’deki neoliberal politikalar yabancı sermayeye kapı açarken insan ticaretine de göz yummuştur. Bu belgeler patronların maskesini tamamen düşürmüştür. Artık susmak yok: Emekçi halkın gözünde düzenin sahteliği çıplak kalmıştır. Gerçek adalet ancak işçi sınıfının örgütlü, kararlı, uzlaşmasız mücadelesiyle gelecektir – bu çürümüş sömürü düzenini kökünden söküp atmakla. Bu çürüme, kapitalizmin kendisidir. Çocuklarımızın geleceğini çalan bu düzen, yıkılacak! .








0 Yorum